fadeedddff
DOLAR: 7.29 TL
EURO: 8.62 TL

STK lar ve Derneklerimiz

Bugün ülkemizde demokrasinin temel taşlarını sivil toplum örgütleri oluşturmaktadır. Bu sivil toplum örgütlerinin içersinde büyük kitleleri oluşturmakta olan derneklerimiz etkili bir potansiyele sahip olmalarının yanında çok kolay bir şekilde kurulabilmektedir. Dernekler toplumsal ve sosyal hayatımızın gelişiminde önemli bir yeri vardır. Toplumsal hayatın bütün alanlarıyla ilgili olarak çeşitli konularda faaliyet göstermektedirler. Başta kamu yararlı derneklerimiz olmak üzere birçok dernek, genel ve yerel yönetimlerin yapamadığı veya mevzuatın müsaade etmediği konularda yardımcı olmaktadırlar. Yoksullara yardım, sağlık, eğitim, sosyal, spor ve çevre eğitimleri, hemşerilerin irtibatlarının güçlendirilmesi, kültürel değerlerin teşviki, kültür merkezleri, ibadethane, okul, cami ve sağlık tesislerinin kurulması gibi birçok önemli ve temel konuda devreye girmektedirler.

Hepimizin bildiği gibi anayasamız ülkemizi demokratik bir hukuk devleti olarak tanımlamaktadır. Ancak bir ülkede demokrasinin ve hukuk devletinin gerçekten var olup olmadığını sadece anayasa göstermez. Eğer halk ülkesine, memleketine, beldesine, köyüne sahip çıkıyorsa; yönetime katılıyorsa, görüşlerini rahatlıkla dile getirebiliyorsa o ülkede demokrasiden dolayısıyla hukuk devletinden bahsedilir. Bu ise fertlerin tek başlarına yapabilecekleri bir iş değildir. İşte bu noktada sivil toplum örgütlerinin önemi ortaya çıkmaktadır. Sivil toplum örgütleri demokrasinin vazgeçilmez unsurlarındandır.

Teknolojinin hızla ilerlemesiyle bireysel ve toplumsal gereksinimler arasında sorun yarattığı toplumlarda; dernekler önemli bir rol oynamaktadır. Bir yandan bireyin toplumla bütünleşmesini kolaylaştırır öte yandan da bireyle devlet arasında köprü görevini yerine getirir. Bunu yaparken de, bireylerin yalnız başına yaşamalarını engelleyerek topluma kazandırılması ve toplumla barışık bir şekilde yaşamalarını sağlama görevlerini de en iyi şekilde yerine getirmektedirler.

Artık her şeyi devletten beklemeyen, birbirlerinin ihtiyaçlarına duyarlı yardımsever ve gönüllü kimseler olarak, dayanışma ve işbirliği içersinde hareket etmek suretiyle temsil ettikleri farklı ilgi alanları ve hedefler için yerel, bölgesel ve ulusal düzeyde örgütlenmektedirler. Böylelikle gönüllülerin çabaları sonucunda, çok sayıda vatandaşın bağışlarıyla toplanan fonlar toplumun ihtiyaç sahibi kesimlerine aktarılarak çok önemli bir sosyal hizmet gerçekleştirilmiş olmaktadır.

Son yıllarda köyden kente aşırı göç olayı şehirlerimizi de büyük ölçüde zora sokmuştur. Bu yoğun göç olayı bir takım sorunları da beraberinde getirmiştir. Bundan başta Büyükşehirler olmak üzere herkes nasibini almıştır. Bu göçler sonucunda Büyükşehirlere gelen insanlar örf, adetlerini kültürlerini yaşamak yaşatmak daha doğrusu sosyal anlamda dağılmamak yabancılaşmamak için hemşeri dernek ve vakıf adı altında öbekleşmişlerdir. Yani bir araya gelmişlerdir. Böylelikle kentler değişmiştir. Yeni sorunlarla karşı karşıya kalmışlardır. Bu sorunları devletin o belediye sınırları içersinde bulunan bütün kamu kurumları, Belediyeler ve sivil Toplum kuruluşları geleceğimizi tehdit altında tutan bu sorunları ortak bir platformda bir araya gelerek çözülebilir. Birlikte hareket etmekle çözülebilir, yenidünya anlayışı böyledir. Sivil toplum kuruluşları bu bakımdan çok önem taşımaktadır. Bu sorunları çözmek için birlikte düşünme birlikte hareket etme sorunluğu muhakkaktır.

Dernekler çatısı altında yapılan toplumsal yardımlaşma ve dayanışma geleneği toplumda önemli bir boşluğu doldurmakta ve toplumsal barışa büyük katkı sağlamaktadır. Böylece halkın toplumsal karar verme mekanizmalarına katılımını artıran faaliyetler içersinde bulunan sivil toplum kuruluşlarının öneminin ortaya çıktığını görmekteyiz. İşte bu halleriyle dernekler toplumsal ve sosyal hayatımızın bir parçası haline gelmişlerdir. Ama ne yazık ki geçmişte olduğu gibi günümüzde de bazı dernek başkan ve yönetimlerinin keyfi uygulamaları ve kuruluş amaçları dışında faaliyet göstermeleri insanlarımızı derneklerimize karşı duyarsızlaştırmıştır. Bu da toplumun sesini duyurulmasını zorlaştırmanın yanında birlik ve beraberliğimizi de olumsuz yönde etkilemektedir. Eğer derneklerimiz toplumun sesini duyurmak, daha fazla katılım sağlamak ve toplumda birlik ve beraberlik ortamının oluşmasını istiyorlarsa keyfi uygulamalardan uzak durmalı ve kuruluş amaçları doğrultusunda hareket etmelidir.

İşte bu halleriyle derneklerimiz toplumsal ve sosyal hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline gelmişlerdir. Bugün Türkiye’de yaklaşık olarak 80 bin civarında dernek vardır. Bunlardan 30 bini sosyal, diğer 20 bini kültürel, 20 bini hayır işleriyle ilgilenen dernekler, kalan 10 bini ise spor faaliyetleriyle uğraşan derneklerimizdir.

İşte bu tarzda olan derneklerimizi siyasi partilerle kıyasladığımızda; derneklerimizin en az siyasi partiler kadar etkili olduğunu görürüz. Çünkü dernekler bir toplumda her görüşe sahip olan bütün insanları kendi çatısı altında toplamaktadır. Diğer tarafta ise siyasi partiler sadece kendi ideolojileri doğrultusundaki insanları bir araya getirmektedir.

Birçok Avrupa ülkelerinde sivil toplum kuruluşların artık sivil toplum kuruluşları olmasının ötesinde, resmi karar alma sürecinin bir parçası konumuna doğru yol aldıkları görülmektedir. Bunun da ötesinde, Avrupa ülkelerinin temelini oluşturan özel sektör bile tüm üretim ve istihdam gücüyle genel ve yerel yönetimlerle doğrudan etkileşim içine girmektedirler. Alınacak olan kararların, bundan etkilenecek kesimlerle istişare içinde alınması anlayışına öncü olmaktadır. Yani kamu kurumları yerel yönetim birimleri ve sivil toplum kuruluşlarının ortak alacak oldukları kararlarla, bir yerel yönetişim modelinin oluşumuna katkı sağlamaya çalışmışlardır. Onun için sivil toplum kuruluşları, toplumun ta kendisidir. Devlet topluma hizmet etmek için vardır. Sivil toplum kuruluşlarının, demokratik rejimin sağlıklı işleyebilmesi için vazgeçilmezliği de muhakkaktır. O zaman bu sivil toplum kuruluşları genel ve yerel yönetimler tarafından daha iyi önemsenmelidir. Çünkü sivil toplum kuruluşlarını iyilik ve yardımı sevmek gibi yüce duygular içinde, bireylerin gönüllü katılımı ile oluşan kuruluşlardır.

Bu gün İsveç`in 8 milyon nüfusu vardır ve dünyada kişi başına düşen milli geliri en yüksek olan ülkelerden biridir. Bunun sebeplerinden biriside sivil toplum kuruluşlarının çok aktif olmasıdır. Ülke meselelerin sivil toplum kuruluşlarında görüşülüp rapor olarak hükümete sunulmakta olup, yönetiminde bu raporlara hassasiyetle yaklaştığı muhakkaktır.

Onun için bu kuruluşların toplumsal ve sosyal hayatımızın gelişmesinde önemli bir rolü vardır. Sivil toplum kuruluşların öneminin bugün ülkemizde de giderek arttığını görmekteyiz. AB uyum sürecinde de ülkemizde sivil toplumsal gelişmenin önü açılmıştır. Vakıf ve dernekler kanununda yapılan değişiklikler bunun en basit örneklerinden biridir

Sivil Toplum kuruluşlarımız genel ve yerel yönetim birimleri ile vatandaş arasında köprü vazifesi yaptıklarını belirtmiştik. Bu vazifeyi yerine getirirken, bunun yanı sıra da halkın karar mekanizmalarına katılımını artıracak faaliyetler içinde olmalı ve toplumsal değişimin halkın istekleri doğrultusunda gerçekleşmesinin öncülüğünü yapmalıdır. Bunun da ötesinde sivil toplum kuruluşlarının, demokrasiyi güçlendirecek değerleri ve hoşgörüyü toplumda yaygınlaştıracak çalışmalar yapması da son derece de önemlidir.

Hem şehri derneklerimiz globalleşen dünyamızda yaşadıkları kentin sorunlarına karşı duruşlarını hal ve hareketlerini modernize etmelidirler. Artık hem şehri dernekleri sadece hem şehirlerin bir araya geldikleri yer değil, onların ötesinde bütün kente açılan bir vizyonu olmalıdır. İçine kapanık kendi söylenip kendi dinleyen değil onun ötesine de geçerek artık bütün kente doğru herkese açılmalıdır. Bu noktada karar alma problem çözme süreçlerinde daha aktif olmalıdırlar. Sadece hemşerileri için değil yaşadıkları kent için de ellerini taşın altına koymalıdır. Derneklerimizin yapmış olduğu bütün aktivitelere o kent in Kaymakamı, Emniyet Müdürü, Belediye Başkanı gibi kent yöneticilerinin katılmasının daha uygun olacağı muhakkaktır.

Dernekler artık birahane, kahvehane, meyhane kültüründen arındırılıp ve daha çok bir kültür merkezi haline getirilmelidir.

İstanbul’a gelen insanlarımız örf ve adetlerini sürdürmek, kültürlerini yaşatmak için derneklerimizi kullanmaktadırlar. Derneklerimizin faaliyetlerine katılmak suretiyle oradaki güzellikleri paylaşmakta ve kültürlerini de devam ettirmiş olmaktadırlar. İşte bu derneklerimiz sivil toplum örgütü olma sıfatıyla bu amaca hizmet etmektedirler. Çok çeşitli faaliyetler düzenleyen derneklerimizin bunu daha organize bir şekilde yürütmeleri gerekmektedir. İstanbul da bu organizasyonu sağlamak biraz daha güçtür ama Derneklerimizin sürekli olarak da iletişim içersinde olmaları gerekmektedir. Derneklerin kendi aralarında iletişim kurmalarının yanında bütün Ordulu hemşerilerimizle de iletişim içersinde olmaları son derece önemlidir.

İstanbul’da Ordu il, ilçe ve köylerine ait sivil toplum kuruluşlarının asıl amacı; ilk olarak birlik ve beraberliğinin temini ile ticaret, sanayi, eğitim, sağlık, kültür alanlarında insanlarımızın refah düzeyinin gelişmesine ve ilerlemesine yardımcı olmaktır. Bu desteği sağlarken; Ordu il, ilçe ve köylerinin ayrı ayrı kurmuş oldukları dernekler arasında fikir birliği oluşturmanın, birlikte hareketi temin etmenin, dernekler arasındaki huzur ortamını sağlamanın ve geliştirmenin çok önemli olduğu muhakkaktır.

Dolayısıyla, İnsanlarımızın problemlerini çözmek amacı ile kurulmuş 200’den fazla derneğin İstanbul da entegre hale getirmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Globalleşen dünyada değişim ve gelişim son derece hızlı bir şekilde olmaktadır. Oluşan yenidünya düzeninde sivil toplum kuruluşları da yerini mutlaka almalıdır. Gelişim ve değişime ayak uydurmak zorundadırlar. Çünkü çok hızlı gelişen değişime ayak uyduramayanlar yok olmaya mahkûmdurlar. Bu değişimde modern ve çağdaş düşünmeyle mümkün olur. Unutmamalıdır ki birlikten güç kuvvet doğar.

Yukarı Çık